Erdoğan’ın Karizması, AK Parti’nin Rehaveti

Abone Ol

​Siyaset kulisleri yerini sert bir sonbahar rüzgarına bırakmaya hazırlanıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde Sapanca’da toplanan AK Parti kurmayları, iki gün boyunca istişare adı altında partinin geleceğini, daha doğrusu içerideki derin konuları masaya yatırdı.
Yapılmasına kesin gözüyle bakılan o büyük seçime şunun şurasında 1-1,5 yıl gibi kısa bir süre kaldı.
Siyaset kazanı kaynıyor.
​Ancak ortada çok net, net olduğu kadar da tehlikeli bir konu var.
Erdoğan’ın işi ne kadar kolaysa, AK Parti’nin işi o kadar zor.
​Seçmen Erdoğan ile Partiyi Ayırdı.
​Bölgenin bir ateş çemberine döndüğü, muhalefetin ise kendi içindeki taht kavgalarından başını kaldıramadığı bu vasatta, Erdoğan’ın liderlik arenasındaki rakipsizliği su götürmez bir gerçek gibi görünüyor.
Seçim yaklaşırken Erdoğan yine sahaya çıkacak ve yine geniş kitleleri arkasından sürükleyecek.
​Peki ya AK Parti?
Aynı cümleyi parti teşkilatları için kurmak mümkün mü?
​Asla.
Bir süredir saklanamayan bir gerçek var ki, o da seçmenin Erdoğan ile AK Parti’yi artık aynı kefeye koymadığıdır. Bunun en somut laboratuvarını 31 Mart yerel seçimlerinde yaşadık. O sandıkta oylanan Erdoğan değil, AK Parti’nin ta kendisiydi.
Ortaya çıkan tablo bir muhalefet başarısından ziyade, AK Parti’nin kendi eliyle hazırladığı bir başarısızlıktı. Seçmen, genel seçimde can simidi olduğu liderine olan kredisini saklı tutarken, aradan bir yıl geçmeden partinin kadrolarına çok sert, çok net bir uyarı faturası kesti.
​Eli Çantalı Vekiller ve Tepeden İnme Adaylar.
​Bu faturanın nedenleri Sapanca’da da gündem oldu mu bilmem.
Taşra ile genel merkez arasındaki bağ zayıflıyor. Seçmen, seçim dönemi tepeden gönderilen, bölgenin tozunu yutmamış, tabanın sesini duymamış eli çantalı milletvekili adaylarının dayatılmasından bıktı.
Belediye seçimlerinde partinin kapısından geçmemiş, dilekçe bile vermemiş isimlerin sırf birilerinin dayatmasıyla aday olarak paraşütle indirilmesinin hesabını sandıkta sordu.
​Daha da vahimi, teşkilatların içindeki o mikro-iktidar savaşları.
​Bugün Anadolu’nun pek çok şehrinde milletvekilleri kendi ekibiyle ayrı bir havada, il başkanları kendi kliğiyle başka bir dünyada yaşıyor.
Ortak bir vizyon, bir dava şuuru kalmamış.
Geriye sadece aynı karede fotoğraf vermeme yarışı veya zoraki protokol pozları kalmış. Kimsenin kimseyle konuşmadığı...
Siyasetin üretilmediği...
Adeta dedikodu kazanına dönmüş il ve ilçe teşkilatları var karşımızda.
Milletvekili seçiminden bu yana şehrinde tek bir açılış kurdelesi, tek bir kalıcı eser görmeyen seçmen, bu iç çekişmeleri, bu icraatsız ziyaret fotoğraflarını, bu ayak oyunlarını görmüyor mu sanıyorsunuz?

Defalarca kez kanıtlandı ki, bu necip millet, bu seçmen her şeyi çok iyi okuyor.
​Nasıl olsa kazanırız körlüğüne kapılanlar sizleri uyarıyor seçmen.
​AK Parti’yi bitiren en büyük hastalık, alternatifsiz olmanın getirdiği o tehlikeli rehavet ve tembelliktir.
Nasıl olsa Erdoğan sahaya çıkar, büyüyü bozar ve seçimi alır konforu, teşkilatların heyecanını, üretkenliğini ve sahiciliğini törpülüyor.
İl, ilçe, kadın ve gençlik kolları arasındaki o eski organik bağ, yerini derin bir kırılganlığa ve kutuplaşmaya bırakmış durumda.
​25 yıllık bir partinin kronik sorunları olması doğaldır. Ancak bu sorunların üzerine cesaretle gidilmez, taşradaki bu darmadağınık, kırk parçaya bölünmüş yapı benden olsun da çamurdan olsun mantığıyla seyredilirse, önümüzdeki genel seçim, yerel seçimin bir provası olacak.
​Sapanca toplantısı bir uyanış miladı olur mu?
Yoksa sorunların halı altına süpürüldüğü bir başka rutin buluşma mı olur bilemiyorum.
Şunu unutmamak gerekir. Erdoğan’ın arkasına saklanarak siyaset yapma dönemi bitmiştir.
AK Parti bu iç tahribatı acilen onarmazsa, seçmenin yerelde verdiği o gönülsüz uyarı, bir sonraki sandıkta çok daha kalıcı bir vedaya dönüşebilir.