Toplumları yıkan adaletsizliğe alışmaktır. Bir şehri geriye götüren yoksulluk değildir, liyakatsizliğin normalleşmesidir.
Bir memleketi çürüten ise yanlışların yapılması değil, yanlışlara sessiz kalınmasıdır.
Bugün çevremize baktığımızda en acı tabloyu görüyoruz. Hırsızlığa duyulan öfke azalıyor, haksız kazanca duyulan hayranlık artıyor.
Nasıl yaptı?
diye sormak yerine,
Ben neden yapamadım? anlayışı yayılıyor.
Liyakatın yerini yakınlık, emeğin yerini torpil aldığında yalnızca insanlar değil, kurumlar da kaybetmeye başlar.
Hak edenlerin geri planda bırakıldığı, işin ehli olanların susturulduğu bir düzende geleceğe güvenle bakmak mümkün değildir.
Kırşehir de bu ülkenin küçük bir aynasıdır. Yıllardır aynı sorunlar konuşuluyor.
Bitmeyen yatırımlar. Çözülemeyen meseleler. Verilen ama unutulan sözler.
Her seçim döneminde umutlar tazeleniyor, seçimden sonra ise vatandaş yine aynı soruları sormaya devam ediyor.
Ne yazık ki çoğu zaman cevap veren olmuyor.
Daha da düşündürücü olan ise toplumun buna alışmasıdır. Boş ver...,
Kimse değişmez.
Böyle gelmiş, böyle gider. sözleri artık günlük hayatın parçası hâline geldi.
Bir toplumun umut etmeyi bırakması, en büyük kaybıdır.
Gerçeği söyleyenler rahatsız edici ilan edilirken, yalanı sürekli tekrarlayanlar alkışlanıyorsa hakikat yalnızlaşır.
Eleştiren düşman.
Sorgulayan suçlu.
Doğruları dile getiren ise huzur bozucu olarak görülmeye başlıyor. Oysa yöneteni ayakta tutan alkış değil, eleştiridir.
Eğitim sorgulamayı değil itaati, siyaset hizmeti değil koltuğu, makam ise sorumluluğu değil ayrıcalığı temsil etmeye başladığında çürüme yalnızca kurumlarda değil, vicdanlarda da kök salar.
Kırşehir'in ihtiyacı slogan değil, sosyal medyada fotoğraf paylaşmak değil, daha fazla adalet, daha fazla şeffaflık ve daha fazla hesap verebilirliktir.
Makam sahiplerini alkışlayanlardan çok, doğruları cesaretle söyleyen insanlara ihtiyaç duyuluyor.
Unutulmamalıdır ki, hiçbir şehir, hiçbir ülke bir günde çökmez.
Önce vicdan susar.
Sonra adalet zayıflar.
Ardından liyakat kaybolur. Geriye ise yalnızca keşke zamanında ses çıkarsaydık pişmanlığı kalır.
Ve o gün geldiğinde suçlu yalnızca yanlış yapanlar değil, yanlışlara sessiz kalanlar da olacaktır.