Ankara’da kamyon denince, kamyoncu esnafının dostluğu ve dayanışması denince akla gelen isimlerden biri de Kırşehirli Kadir Usta idi. Kadir Usta’nın hikâyesi, Kırşehir’in küçük bir köyünden Ankara’ya uzanan, alın teriyle, sabırla ve azimle örülmüş güzel bir hayat hikâyesiydi. Küçük yaşta köyü Yağmurlu Kurt beli Yeniyapan’dan Ankara’ya zanaat öğrenmek için gelen Kadir Usta, Ata Sanayi’de bir tamirhanede kamyon tamircisi çırağı olarak işe başladı. Daha o yıllarda eline aldığı anahtarın, sıktığı somunun ve söktüğü motorun kendisine bir gün ekmek kapısı olacağını biliyor, işini öğrenmek için büyük bir gayret gösteriyordu. Çıraklık yıllarını sabırla geçirdi. Ustasının yanında yalnızca kamyon tamir etmeyi değil; esnaflığı, dürüstlüğü, müşteriye güven vermeyi, verilen sözün arkasında durmayı ve alın terinin kıymetini de öğrendi. Zamanla kalfalığa yükseldi. Eli işe yatkın, kafası çalışkan, gönlü insan sevgisiyle dolu bir genç olarak mesleğinde kendisini geliştirdi. Askerliğini tamamladıktan sonra artık kendi ayakları üzerinde durmanın, yıllardır öğrendiği zanaatı kendi dükkânında sürdürmenin zamanı gelmişti. Ankara’da kendi işyerini açtı ve dükkânının tabelasına gururla “Kırşehirli Kadir Usta” yazdırdı. Bu tabela zamanla yalnızca bir işyerinin adı olmadı. “Kırşehirli Kadir Usta”, Ankara’da kamyoncuların güven duyduğu, Kırşehirli kamyoncuların yolda kalanın kapısını çaldığı, dara düşenin yardım istediği bir adres haline geldi. Kadir Usta’nın dükkânına gelen kamyoncu, yalnızca aracını tamir ettirmek için gelmezdi. Bilirdi ki Kadir Usta elinden geleni yapar, kimseyi çaresiz bırakmazdı. Özellikle yolda kalan, işi bozulan, maddi sıkıntı yaşayan gariban kamyonculara elinden geldiğince destek olur; kimi zaman ücretini sonra düşünür, kimi zaman bir çayını, yemeğini paylaşır, kimi zaman da hiç tanımadığı bir şoförün derdini kendi derdi gibi sahiplenirdi. Bu yüzden onun adı kamyoncular arasında kısa zamanda yayıldı: “Kamyoncunun dostu, yolda kalanın emekçisi, garibanın Kadir Ustası…” Onun için meslek yalnızca para kazanılan bir iş değildi. Zanaat, ekmek kapısı olduğu kadar insan kazanmanın da yoluydu. Yaptığı her tamirde kendi imzasını, her müşterisinde kendi itibarını görürdü. “Bir insanın güvenini kazanmak, bir kamyon tamir etmekten daha değerlidir” dercesine işine dört elle sarılırdı. Kırşehirli hemşerileri de Kadir Usta’yı ayrı bir sevgiyle bağrına bastı. Ankara yollarına düşen Kırşehirli kamyoncular, ne zaman bir sıkıntı yaşasa Kadir Usta’nın kapısını çalabileceklerini bilirdi. Çünkü o, hemşerisini yalnız bırakmaz, elinden geldiğince yardımcı olurdu. Kadir Usta’nın bir başka önemli özelliği ise gençlere ve hemşerilerine sahip çıkmasıydı. Ankara’ya gelen yeğenlerini, akrabalarını ve Kırşehirli gençleri yanına alarak onlara zanaat öğretti. Kimi onun yanında çırak olarak başladı, kimi kalfa oldu, kimi yıllar sonra kendi işyerini açıp usta olarak hayatını kazandı. Böylece Kadir Usta yalnızca kamyon tamir eden bir usta olmadı; usta yetiştiren bir usta oldu. Onun dükkânı adeta küçük bir okul gibiydi. Gençler burada yalnızca motorun, şanzımanın, diferansiyelin nasıl tamir edileceğini değil; emeğin, dürüstlüğün, sabrın, alın terinin ve insanlığın ne demek olduğunu da öğrenirdi. Fakat Kadir Usta’nın dükkânında iş kadar önemli bir başka şey daha vardı: sohbet ve muhabbet. Onun sofrası açık, kapısı herkese açıktı. Dükkâna gelen açsa ekmeğini paylaşır, susamışsa çayını ikram ederdi. İş arasında yapılan sohbetlerin, anlatılan yol hikâyelerinin, memleket muhabbetlerinin tadı bir başka olurdu. Kırşehir’den Ankara’ya gelen hemşeriler, onun yanında kendilerini sanki köylerinde, kendi evlerinde gibi hissederlerdi. Yüreği tatlı, sohbeti güzel, muhabbeti hoştu. Eli yağ ve mazot içinde olsa da gönlü tertemizdi. Üzerindeki iş tulumu, ellerindeki motor yağı ve yüzündeki yorgunluk onun için alın terinin madalyası gibiydi. Kadir Usta’nın hayatı, küçük yaşta köyünden çıkıp bir zanaatın peşinden Ankara’ya gelen bir insanın, çalışarak, sabrederek ve insan biriktirerek nasıl iz bıraktığının güzel bir örneğiydi. O, kamyoncuların yalnızca aracını tamir eden bir usta değil, derdini dinleyen bir dost, yolda kalana el uzatan bir emekçi, garibana sahip çıkan bir ağabey ve gençlere meslek öğreten bir usta olarak hatırlandı. Aradan yıllar geçse de onun adı, Ankara’nın sanayi çarşılarında, kamyoncuların sohbetlerinde ve Kırşehirli hemşerilerinin hatıralarında yaşamaya devam etti. Çünkü bazı insanlar yaptıkları işle değil, insanlara dokundukları hayatlarla hatırlanır. Kadir Usta da onlardan biriydi. Emekçi eli yağlı, yüreği ballıydı. Kamyoncunun dostu, yolda kalanın umudu, garibanın Kadir Ustasıydı. Kırşehir’den Ankara’ya uzanan ömründe geride dükkândan, araçtan ve zanaattan çok daha büyük bir miras bıraktı: İnsanlık, dostluk, ustalık ve güzel hatıralar…