DAHA DÜN YAŞANDI

Abone Ol

​Şöyle bir durup geriye bakıyorum da, hani şimdiki çocuklara, gençlere anlatsak bir varmış bir yokmuş diye başlayan o eski zaman masallarına benzetecekler.
Ne anlatıyorsak, neyi özlüyorsak hepsi buradaydı. Çok değil, hepsi daha dün yaşandı.
​Kerpiç konaklarımızın, o mütevazı evlerimizin pencerelerinde çiçekler eksik olmazdı bizim.
Pencerelerin ardındaki o devasa, o muhteşem samimiyet de vardı bizde.

​İnsanlar birbirinin yüzüne bakarken maskeler takmazdı.
Rol yapmazdı kimse kimseye. Gülüşler, dudakların kenarına iliştirilmiş eğreti birer tebessüm değil, gözlerin içine kadar yayılan birer hakikatti.

Selamlar içten.
Kelimeler hesapsızdı.
Kapıların kilitlenmediği, güven kelimesinin sözlüklerde değil, sokağın tam ortasında yaşandığı dönemlerdi.

​Komşu dediğin, sadece duvarının diğer tarafında nefes alan birileri değildi.
Canın sıkıldığında, dünya üstüne üstüne geldiğinde kapısını çalmadan içeri süzüldüğün, derdini derman bildiğin, bazen de hiçbir şey konuşmasan bile sadece yanında durarak teselli bulduğun o candı.

​O sokaklarda Ahice bir bölüşme vardı.
Bende var, sende de olsun. düsturu, günlük hayatın, sokağın, pazarın ta kendisiydi. Bahçesinde yetişen domatesi, biberi, patlıcanı, evinde o gün pişmeyen komşusuna koşturarak götüren o eli öpülesi teyzelerimizin bereketiyle dönerdi dünya.
​Sokaklarımız öksüz ve yetim değildi o zamanlar.
Çocuklar koşardı, düşerdi, dizleri kanardı ama hep birlikte ayağa kalkarlardı.
Akşam ezanı bir bitiş çizgisiydi. O vakte kadar sokakta oynanan oyunların hesabı tutulamazdı.

​Evlerimiz küçüktü belki, ama içleri bir dünya kadar genişti. Misafir yük değil, baş tacıydı. O ocak hep tüter.
O çay hep demlenir.
Sohbetler gecenin koynuna doğru uzar giderdi.
Kimse acaba rahatsızlık verir miyim? kaygısı taşımaz, kapıyı çalmak için bahaneler üretmezdi.
İçten, hesapsız, kitapsız, olduğu gibi, yüreğini yüreğine yaslarcasına dostluklar vardı.

​Bugün dönüp bakıyorum etrafıma, sanki hepsi başka bir çağın, başka bir gezegenin hikayesi gibi geliyor insana. Hayret ediyor, bazen de inanmakta zorlanıyoruz.
​Bu anlattıklarım asırlar önce yaşanmadı.
Biz buradaydık, buradaydınız. Hepsini, daha dün bizim kuşak yaşadı.
Biz ne ara bu kadar kalabalık içinde yalnızlaştık?
Ne ara bu kadar büyüdü evlerimiz ve ne ara bu kadar küçüldü yüreklerimiz?