Televizyon ekranlarında sabah saatleri.
Bir zamanlar huzurun, bilginin, gündelik hayatın konuşulduğu saatlerdi.
Şimdi ise toplumun en karanlık yüzünün sergilendiği bir reyting arenası.
Her gün aynı sahne.
İhanetler, ifşalar, bağırışlar, çağırışlar, namussuzluklar, fuhuşlar, gözyaşları.
Türkiyenin neresinde naxussuz varsa, faxişe varsa, pexevenk varsa, boxnuzlu varsa proğram yapımcıları bunları buluyor.
Herhangi bir yerde akıl almaz bir senaryo sonucu işlenen pislikler bu kanallardan ülkeye yayılıyor.
Kurulsa pazarları, hiçe gidecek insanların sapık ve çetrefilli yaşamları sinsi senaristlerin eline düşünce reyting olup topluma dönüyor.
İnsan onuru, mahremiyet, aile dediğimiz o hassas yapı, hepsi kameraların önünde lime lime ediliyor.
Ve biz buna program diyoruz.
Bu içerikler artık istisna değil, rutin.
Toplumun en uç, en çürümüş örnekleri alınıyor, büyütülüyor ve milyonlara hayatın gerçeği diye sunuluyor.
Oysa gerçek bu değil.
Gerçek, bu ülkenin büyük çoğunluğunun hâlâ değerleriyle yaşadığıdır.
Ama ekran başka bir Türkiye çiziyor.
Sürekli ihanet eden.
Sürekli çöken.
Sürekli kirlenen bir toplum.
Tekrar edilen her şey zamanla normalleşiyor.
Bugün ekranda izlenen rezalet, yarın zihinlerde sıradanlaşıyor.
Bu programlar neyi çözüyor?
Bir suç mu aydınlatıyor?
Bir aile mi kurtarıyor?
Bir toplumsal yaraya mı merhem olunuyor?
Hayır.
Aksine, Acıdan eğlence çıkarılıyor,
Mahremiyet reytinge dönüştürülüyor.
İnsanların en zayıf anları birer içerik haline getiriliyor.
Üstelik ekran başındaki izleyici de bu çarkın bir parçası haline geliyor.
Farkında olmadan, izledikçe besliyor.
Besledikçe büyütüyor.
Bir çirkinliği çözmek, o çirkinliği bütün millete yayarak olmaz. Reyting için, insan ve aile havatındaki problemler pazarlanamaz. Aile yapımıza zarar veren tüm programların yayından kaldırılmasını istiyoruz.
Reyting uğruna değerler harcanıyorsa.
Eğlence adına yozlaşma sunuluyorsa,
Ve buna kimse DUR demiyorsa.
Sorun artık sadece ekranlarda değil,
O ekranlara sessiz kalan herkestedir.