Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinde, unutulmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatlarını yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak adına tek başına dev bir kültürel mücadele veren bir usta yetişiyor. Kendisini "ahşabın hizmetkarı" olarak tanımlayan Ahmet Ay, yarım asrı aşan tecrübesiyle şekil verdiği ahşap eserlerle Anadolu'nun ruhunu yaşatırken, ortaya çıkardığı şaheserlerle evini adeta göz kamaştırıcı bir sanat galerisine dönüştürdü.
İstanbul’da Başlayan Hikaye, Çiçekdağı’nda Sanata Giden Yol
Ahmet Usta’nın ahşapla olan derin bağı, tam 54 yıl öncesine, 1972 yılına dayanıyor. Ortaokulu tamamladıktan sonra gurbetin yolunu tutan ve İstanbul’da bir mobilya ustasının yanında çırak olarak işe başlayan Ay; yıllar içinde çıraklık, kalfalık ve ustalık evrelerini hakkıyla tamamladı. Büyükşehirde edindiği engin tecrübenin ardından doğup büyüdüğü memleketi Çiçekdağı’na kesin dönüş yapan usta, Fevzi Çakmak Mahallesi’ndeki evinin bahçesine küçük ama hayalleri büyük bir atölye kurdu.
Osmanlı Sandıklarından Kabak Kemaneye: Bölgenin Motifleri Ahşapta Hayat Buluyor
Ahmet Ay, o küçük atölyesinde tomrukları ve ağaç parçalarını adeta konuşturuyor. Tamamen el işçiliği ve göz nuruyla; tarih kokan Osmanlı sandıkları, nakış gibi işlenmiş bastonlar, doğal ahşap süs eşyaları, eski dönemlerin canlı şahidi at arabası maketleri, ahşap tespihler ve hatta tınısıyla insanı büyüleyen kabak kemaneler üretiyor.
Ahmet Usta’yı diğer zanaatkarlardan ayıran en büyük özellik ise eserlerine vurduğu kültürel mühür. Usta; Çiçekdağı, Kırşehir, Yerköy ve Yozgat yöresine özgü asırlık motifleri ahşaba işleyerek bölgenin kültürel mirasını geleceğe taşıyor.
"Kendime Çırak Bulamıyorum, Ben Bir Kültürün Taşıyıcısıyım"
Ahşap işçiliğinin derin bir sabır, yüksek bir sadakat ve yoğun bir emek istediğini ifade eden Ahmet Ay, geleneksel el sanatlarına olan ilginin gün geçtikçe azalmasından dolayı buruk. Genç kuşağın bu kültüre ve zanaata sahip çıkması gerektiğini vurgulayan Ay, bozkırın ortasından tüm Türkiye'ye şu anlamlı sözlerle sesleniyor; "Ortaokulu bitirir bitirmez İstanbul’a gittim. Mobilyacı yanında çırak oldum, kalfa oldum, usta oldum. Ömrüm boyunca boş gezmeyi, üretmeden durmayı kendime hiç yakıştıramadım. Bu yüzden memleketime dönüp bu işlere yöneldim. Şu an en büyük üzüntüm, bu mesleği devredecek bir çırak bulamamak. Ben geleceğe, bu topraklara kalıcı bir anı bırakmak istiyorum. Kendimi hiçbir zaman büyük bir sanatçı olarak görmedim; ben sadece bu kadim kültürün bir hizmetkarı ve taşıyıcısıyım."
Çiçekdağı'nda bir çınarın ellerinde hayat bulan ahşaplar, görenleri kendine hayran bırakırken; Ahmet Usta'nın hikayesi, azmin ve kültürel vefanın bozkırdaki en güzel timsali olmaya devam ediyor.