Burun

Abone Ol

Nikolay Vasilyeviç Gogol (1809-1852), Ukrayna asıllı Rus roman ve oyun yazarıdır. En çok tanınan eserleri Palto, Bir Delinin Hatıra Defteri ve daha önce üzerinde konuştuğumuz Ölü Canlar’dır. Gogol, 1836’da Puşkin’in çıkardığı Sovremennik adlı dergide, yergili öykülerinin en neşelilerinden biri olan Araba’yı ve eğlenceli ve iğneleyici bir üslûpla yazılmış gerçeküstücü öyküsü Burun’u yayınlar.

Wikiapedie’ya göre¸”Hikayede burnun ana çatışma kaynağı olarak kullanılması, Gogol'ün, genellikle mektuplarda kendini küçümseyen şakalara konu olan tuhaf şekilli bir burunla ilgili kendi deneyiminden kaynaklanıyor olabilir. Hikayede ikonik yer işaretlerinin kullanılması ve hikayenin tamamen absürtlüğü, "Burun"u St. Petersburg'un edebiyat geleneğinin önemli bir parçası haline getirmiştir. Üç bölüme ayrılan "Burun", bir sabah burnu olmadan uyanan Üniversite Denetçisi ("Binbaşı") Kovalyov'un hikayesini anlatıyor. Daha sonra burnunun kendine ait bir hayat geliştirdiğini ve görünüşe göre Danıştay Üyesi rütbesine ulaşarak onu geride bıraktığını öğrenir . Kısa öykü, Büyük Petro'nun Rütbe Tablosunu tanıtmasından sonra Rusya'yı rahatsız eden sosyal rütbe takıntısını gözler önüne seriyor. Halkın devlete hizmet yoluyla kalıtsal asalet kazanmalarına izin verilerek, büyük bir nüfusa sosyal statüde yükselme şansı verildi. Ancak bu fırsat, Gogol'ün birçok karakterinin çalıştığı büyük bürokrasilerin de yolunu açtı.”

Tek tipleşmeye ve bireyselliği yok etmeye çanak tutan toplum hepimizi birbirimize benzeyen insanlar olmaya zorluyor. Toplumda silik yakıştırması yapılan, para sıkıntısı çeken, işini kaybetmekten korkan, çevrelerindeki kişiler tarafından aşağılanan ya da görmezden gelinen insanların yaşadıkları trajedileri konu alan bir eser Burun. Hikayemiz insanlar tarafından küçümsenip alaya alınan alt sınıf bir katibin bir gün sabah uyandığında burnunun yerinde olmadığını görmesiyle başlar. Çalıştığı kurumdaki memurları ve çevresini düşündüğünde burnu olmadan ne kadar kötü görüneceğini düşünmekten kendini alıkoyamaz. Hemen başkomiserin yanına gider ve burnunun bulunması için ne gerekiyorsa yapılmasını ister. Başkomiserse oralı olmaz. Bu kez burnunun peşine kendi düşer. Bir de ne görsün? Burnu 5. dereceden memur olarak sokaklarda geziniyordur. Burnunu takip etmeye çalışır ama, burnu gözden kaybolur. Kaybolan burun, insanın her alanına sirayet eden iktidarsızlığı ve ezilmişliği simgeleyen bir metafordur. Öykünün kahramanı burnuna kavuştuğunda her açıdan(!) kendine gelir. Gogol yaratıcı zekasıyla kaleme aldığı "Burun" kadar çarpıcı olan bir öykü çok az yazılmıştır.

Öykü, “O yıl Mart’ın 25’inde Petersburg’ta son derece garip bir olay oldu” cümlesiyle başlar. Gerçekten de sıra dışı bir olaya tanıklık ederiz öykünün daha ilk sayfasında. Berber İvan Yakovleviç erkenden kalktığı yatağından doğrulurken eşine kahve içmek istemediğini canının sıcak ekmekle soğan yemek istediğini söyler. Aslında canı her ikisini de istemektedir, ne ki karısının gazabından korktuğu için bir seçim yapmak durumunda kalmıştır. Berberin büyük bir ciddiyetle bıçakla ortadan ikiye böldüğü ekmeğin içinden bir insan burnu çıkıverir. “Gerçekten bir burundu. Üstelik ona hiç yabancı gelmeyen bir burun”. Bu korkunç olaya şahit olan karısı, berbere ağzına ne gelirse söylemeye başlar: “Nerede, kimden kestin bunu canavar herif? (…) Haydut, ispirto fıçısı, seni polise vermezsem bana da Praskovya demesinler… Cellat herif… Zaten tam üç kişiden, tıraş ederken burunlarını koparacak gibi asıldığını duydum”.

İvan Yakovleviç’in ekmeğinden çıkan bu burnun kime ait olduğunu daha öykünün başında öğreniriz. Burnun sahibi, 9. derece memur Kovalev’dir. Berber İvan Yakovleviç bir an önce ‘uğursuz’ burundan kurtulmak ister… Nihayetinde burnu Neva nehrine atmaya karar verir…

Birkaç alıntı;
“8. dereceden memur Kovalev oldukça erken bir saatte uyandı ve uyandığında hep yaptığı gibi dudaklarıyla "bırrr..." diye bir ses çıkardı. Bunu neden yaptığını kendisi de bilmiyordu. Olduğu yerde gerindi. Sonra sehpanın üstünde duran küçük aynaya uzandı. Burnunda dün akşam çıkan sivilceye bakmak istiyordu. Aynayı yüzüne tuttu... ve büyük bir şaşkınlıkla burnunun olması gereken yerde bir düzlük gördü! Kovalev korktu. Su getirmelerini emretti. Suyla havluyu ıslatıp gözlerini bastıra bastıra sildi: Evet, burnu yoktu! Uyuyup uyumadığını anlamak için eliyle orasını burasını yokladı: Galiba uyumuyordu. 8. dereceden memur Kovalev fırlayıp kalktı yatağından, silkindi: Burnu yoktu! Hemen giysilerini getirmelerini emretti, giyinip doğruca emniyet müdürlüğüne gitti.”

“Binbaşı Kovalev her gün Neva Bulvarı'nda aşağı yukarı dolaşmayı pek severdi. Gömleğinin yakası her zaman tertemiz ve kolalı olurdu. Favorileri de değişikti... Yanağın ortasına dek indikten sonra dümdüz burna doğru uzanan bu favorilere bugün ancak taşralı mimarlarda, yer ölçümcülerinde ve askeri doktorlarda, bir de değişik rütbeden polislerle tombul, pembe yanaklı usta iskambil oyuncularında rastlanmaktadır. Binbaşı Kovalev'in, üzerlerinde adının kazılı olduğu kırmızı akikten çok sayıda mührü olduğu gibi, ayrıca çarşamba, perşembe, pazartesi... gibi haftanın günlerinin kazılı olduğu damgaları vardı. Binbaşı Petersburg'a ihtiyaçtan gelmişti, açıkçası rütbesine uygun bir iş bulmaktı amacı. Olabilirse vali yardımcılığı, olmazsa bakanlıklardan birinde idare amirliği gibi bir iş... Evlilik konusunda olumsuz düşüncelerinin olduğu söylenemezdi, tabii, gelin adayının iki yüz bin rublelik drahoma getirmesi koşuluyla. Böylece okurlarımın gözünde daha iyi canlanmıştır umarım, böyle bir adamın hiç de biçimsiz sayılmayacak burnunun yerinde aptal bir düzlükle karşılaşınca hangi düşüncelere kapılmış olabileceği.”

"Tanrım! Tanrım!" diye mırıldandı. "Bu büyük acıyı ne yaptım da hak ettim? Elsiz kolsuz kalaydım, bundan daha iyiydi. Ne kadar iğrenç bir şey olursa olsun, kulaksız kalmaya bile katlanabilirdim. Ama bu... insan burunsuz nasıl yaşayabilir? Burunsuz bir insan nedir? Kuş desen değil, insan desen değil... böyle bir yaratığı tut kolundan, pencereden fırlat at! Savaşta ya da düelloda kaybetseydim burnumu bu kadar gam yemezdim... ya da herhangi bir şekilde ondan yoksun kalmamı doğuracak bir davranışta bulunmuş olsaydım. Ama ortada hiçbir şey yokken, durup dururken yok olup gitti... Ama hayır! Olamaz böyle bir şey! Bir burnun kaybolması akıl alacak bir şey değil, kesinlikle akıl alacak bir şey değil! Bütün bunlar ya hayal, ya düş... Belki de tıraştan sonra yüzüme sürdüğüm votkayı yanlışlıkla su niyetine içiverdim... Tabii ya, İvan olacak ahmak kaldırmadı, ben de su sanıp içtim..."

“Dehşet içinde sehpanın üstünde duran aynaya atıldı. Burnu yüzüne yerleştirirken yanlış yapmak istemiyordu. Elleri titreye titreye büyük bir dikkat ve özenle burnu eski yerine koydu. Ama Allah kahretsin, durmuyordu yerinde. Soluğuyla ısıtmak için ağzına yaklaştırıp hohladı ve iki yanağı arasındaki düzlüğe özenle yerleştirdi, bir süre öylece tuttu, ama hayır, yapışmıyordu! "Hadi be! Yapış artık! Yapış!" dedi binbaşı inler gibi. Ama burun tahtadan yapılmıştı sanki, yapışmıyor, sehpanın üzerine düşüyordu, düştüğünde de mantardan çıkıyormuş gibi tuhaf, boğuk bir ses çıkarıyordu. Binbaşının yüzü çarpıldı. "Yoksa oturmayacak mı yerine?" diye söylendi dehşet içinde. Burnu kaç kez iki yanağı arasındaki düzlüğe özene bezene oturtmaya çalıştıysa, başarılı olmadı.”

“Dünyada Ne Saçmalıklar Oluyor! Bazen her şey gerçekdışıymış gibi geliyor insana. Kentte 3. dereceden bir memur gibi dolaşan ve bunca gürültüye neden olan burun hazretlerinin, bir gün yeniden Binbaşı Kovalev'in iki yanağı arasındaki eski yerinde bitivermisine ne buyrulur? Nisan'ın 7'siydi, uyanıp gözleri tesadüfen aynaya ilişen binbaşı ne görsün: Burnu! Elini götürüp dokundu: Evet, resmen burundu bu! "Ahha!" dedi sevinç içinde. Az kalsın yalınayak odanın ortasına fırlayıp sevinçten dans edecekti ki, İvan girdi içeri. Yüzünü yıkaması için su getirmesini söyledi İvan'a; yıkanırken bir kez daha baktı aynaya: Burun! Havluyla yüzünü kurularken yeniden yokladı: Evet, burun!”

Sicher’e göre; “Hikayenin sonunda Gogol'ün doğrudan okuyucuyla konuştuğu anlaşılıyor. Burun'un neden düştüğü, neden konuşabildiği ya da neden yeniden yapıştığı asla açıklanmadı. Bunu yaparak, Gogol, absürd hikayeleri memnuniyetle arayan ama aynı zamanda normal bir açıklama isteyen okuyucuların varsayımlarıyla oynuyordu.”

Salih Muhtar hikaye için; “Toplumdaki ve sistemdeki çarpıklıklardan, yozlaşmadan, gündelik hayatın çekilmezliğinden, insan davranışlarına yani burnunun önündeki her şeyi eleştiriyor Gogol. Kim ne derse desin dünyada bu tür saçmalıklar oluyor diyor yazar. Evet, dünyadaki saçmalıkları düşününce insan, "harbiden bu mu olmuyacak?" demiyor değil.”

Pınar’ın ifadesiyle; Aslında okuyacağınız rüşvet, bürokrasi, artık budalalık derecesine ulaşan kibarlıklar ama en önemlisi de saçmalıklar vs... İşte bunların eleştirisini okuyacaksınız. Bunu da Gogol'un son bölümdeki şu sözleriyle daha iyi anlıyoruz: "Unutmamalıyız ki dünyamız sıra dışı olayların yaşandığı bir yerdir. Bunlar öyle olaylardır ki, bazen tamamen ihtimal dışında oldukları düşünülür."

Gogol, çocukluğumdan beri çok sevdiğim bir yazar. Rus edebiyatının mihenk taşlarından biri olan yazarımızın tüm eserlerini okumanızı dilerim. Ben yakın zamanda birkaç eksiğimi gidermeyi ve sizlerle onlar üzerine de konuşmayı diliyorum. Bol okumalı günler dilerim.