Kırşehir’de bir koltuğa oturanın ilk yaptığı şey değişmek oluyor.
Dün sıradan biriyken, bugün kendini bulunmaz Hint kumaşı sananlar…
Makamı alınca oturuşu değişenler, Yürüyüşü değişenler, Hatta yüzü bile değişenler var bu şehirde.
Ama en çok da vicdanı değişenler…
Çünkü o koltuğa oturunca bazıları kendini halkın hizmetkârı değil, sahibi sanıyor.
Etrafında dizilenler…
El öpenler…
Her dediğine “Evet başkanım” diyenler…
Hepsi aynı düzenin parçası.
Hepsi o koltuğun etrafında dönen çıkar çarkı.
Kimse çıkıp demiyor ki:
“Sen bu şehre ne kattın?”
Yok…
Çünkü liyakat konuşulursa, Birçok koltuk boş kalır bu şehirde.
Ankara’dan gelip tepeden inenler…
Partinin içinden bile gelmeden “ben seçildim” havası atanlar…
Halkın iradesini değil, koltuğun gücünü temsil edenler…
Bir de buna alkış tutanlar var.
“Bizden olsun” diyerek gözünü kapatanlar…
Sorgulamayanlar…
Hesap sormayanlar…
Sonra da Kırşehir neden göç veriyor diye soruyoruz.
Genç neden kalsın bu şehirde?
İş, aş yoksa Umut yoksa adalet yoksa liyakat yoksa…
Ama makam sahiplerinin umurunda mı?
Onların derdi başka…
Fotoğraf vermek, görünmek, protokolde yer kapmak…
Sanki hizmet etmiş gibi poz kesmek…
Gerçek hizmet nerede?
Yok.
Ama kibir var…
Hem de zirvede.
Koltuk büyüdükçe insanın küçüldüğünü canlı canlı izliyoruz bu şehirde.
Ve o kaçınılmaz son…
Bir gün o koltuk gidiyor.
İşte o gün…
Gerçekler suratına çarpıyor.
Dün yanında gezenler yok.
Telefon susmuş.
Kapı çalan yok.
“Başkanım” diyenler buhar olmuş.
Çünkü onlar sana değil, koltuğaydı.
Ve sen ilk kez yalnız kalıyorsun.
O an sor kendine:
Ben bu şehirde ne bıraktım?
Bir eser mi?
Yoksa sadece kibir mi?
Kırşehir küçük yer…
Herkes herkesi bilir.
Kimin ne olduğunu da…
O yüzden buradan açık ve net söylüyorum:
Makamla büyüdüğünü sananlar…
O koltuğa sığmayanlar…
Kendini vazgeçilmez görenler…
O koltuk sizden çok insan gördü.
Sizi de görecek, geçecek.
Ama bu şehir…
Sizi yaptığınız işle hatırlayacak.
Ya da hiçbir şey yapmadığınızla.
Ve unutmayın:
Bu şehir sizin makam hevesinizin oyuncağı değil.