BU GÜZELİM KÖY TERKEDİLİR Mİ HİÇ ? (1)

Abone Ol

Geçen perşembe günü ikindiye doğru cep telefonum uzun uzun çaldığında okulumuzun hizmetlisi Salih ile bahçe işleriyle meşguldük. Arayan kişi şayet hacı annem ise "Telefona niçin bakmadın eşek sıpası!" diye beni azarlamaktan geri durmayacağından emindim. Telefon ilk çaldığında biraz tedirgin oldum, tereddüt ettim açıp açmamakta...

Belki kapanmadan önceki son melodi bitmeden açabildim telefonu; arayan Malatya/ Darende’den 30 yıllık arkadaşım, kardeşim Nihat Erkuş 'tan başkası değildi...Biraz rahatlamıştım; en azından anamın "Nerede kaldın? Niçin gelmedin?" gibi ahiretlik sorularına cevap vermekle yorulmayacaktım...

Nihat; emekli olmadan önce başladığı İslamî çalışmalarına emekli olduktan sonra da ara vermeden devam ediyordu. Bir yandan ülkemizde, Afrika, Asya ve Avrupa 'da yardım faaliyetleri yürüten yardımlaşma / hayır kuruluşu Malatya-İyilikder’in başkanlığını yürütürken bir yandan da gençler ve çocuklarla ilgilenen Vakıf etkinliklerini deruhte etmişti...

Üç dört günlüğüne ailesiyle birlikte Kozaklı'daki kaplıcaya geldiğini, mümkünse cuma günü Mucur’a uğrayıp hem beni ziyaret etmeyi hem de anneme geçmiş olsun demeyi planladığını, benim müsait olup olmadığımı öğrenmek maksadıyla aradığını söyleyince çok sevindim...Zira 1996 'dan bugüne taşınan ve birbirinden güzel anıları sinesinde barındıran 30 yıllık sadakat, velayet, diraset, davet ve emniyete dayanan dostluğu yad edebilme ihtimal ve imkânı bile insanı mutlu etmeye kafiydi.

Şu denî hayatta varlığa dair sorulara verdiğimiz cevapların örtüştüğü, sözlerimizin asla karşı karşıya gelmediği, musahabesinden münkeyif olduğum bir dostumla geçirilecek birkaç saat, günden güne dejenere olan ahlakî yapımız, elimizden kayıp giden değerlerimiz, örfümüz ve insanımıza dair "Neden böyle oldu, niçin bu çözülme ve dağılmaya karşı bir çözüm bulamıyoruz, mesuliyetimizin vaciplerini yerine getirme noktasında ne yapmalıyız?" meselelerini derdi İslam olan hamiyetperver birisi ile konuşmak, benliğimde taze bir heyecan esintisine sebep oldu...

Zamanın geçişi yıl boyunca debisi değişmeyen ırmak misali. Zaman yaratıldığı günden beri aynı hızda akıp gidiyor yuvasına da biz algılamanın kurbanı oluyoruz çoğunlukla...Hakikat şu ki zaman kainat halk edildiği günden bugüne sünnetullaha muvafık bir biçimde akıp gidiyor kendi boyutunda. Zamanın hızlanması insandan insana farklılaşıyor. Kimine göre zaman geçmek bilmiyor ,kimine göre de göz açıp kapamak kadar mukassar...
Mevzu gayet derin ve çetrefilli olsa da şu kadarını ifade etmekle iktifa edeyim: Akıp giden zamana nihayetinde hep aynı hızda akar da insan zaman ırmağı ile aynı frekansı tuttutabilirse geçerli bir hüküm bu. Senkronizasyon tam ve aktif ise zaman algısı ile benlik aynı istikamete doğru kardeşane akıp gider; neticede mevcudât da zamanın içinden akıp gittiğine göre kendimizi yormanın , ye'se gark olmanın ne lüzumu var! Sırt üstü yatıp zamanın üstüne atiye doğru akmanın mürahaatı varken.Ben de öyle yaptım...Adeta sırt üstü yattım zamanın üzerine...

Nihat ile ilim yolunun çetin yollarında birlikte dirsek çürütmüşlüğümüz olduğu gibi tuz ,ekmek yemenin hatırı da mevcuttu. Telefonu kapattıktan sonra cuma gününü beklemeye lüzum kalmadı sanki.Zamanın da bir uykuluk canı varmış nitekim, yaşayarak gördüm.Güneş doğdu mu cumadır diyen içimdeki ilhamî ses ne kadar doğru söylemiş. Yattık, kalktık; tarih değişmiş, güneş aynı güneş, biz aynı biz ama günler değişmiş, perşembe mazi olmuş cuma bütün bereketiyle arzı endam etmiş önümüzde ...

Bu değişim sadece bir isim değişikliği ile sınırlı kalabilir mi!Yoksa yaşanılacak şeyler hatıra hazinesinde yeni birikimlere kapı mı aralayacak...İşte merakımın odağında bu sualin cevabı gizli...Bahçede bir işle meşgul iken telefon çaldı.Saat 12'ye gelmemişti henüz...Nihat aramaz şimdi diye düşündüğüm için biraz ağırdan aldım telefona cevap verirken.Ekrana bakınca yanıldığımı anladım. Arayan Nihat'tı. Mucur Devlet Hastanesinin yanında olduklarını haber verip konum atmamı istedi...

Bir yandan konum atarken bir yandan da lavaboya doğru yürüyordum. Niyetim Nihat ile birlikte köyümüze gidip cuma namazını orada eda etmekti...Bunun için abdest aldım. Beş on dakika sonra Nihat ailesiyle birlikte okulun ihata duvarının paraleline park etti aracını.Odamı olabildiğince toparlamıştım. Bütün bu olan biten yaşanırken saat de 12'ye yaklaşmıştı.

Ben okul bahçesinin dışına çıkarken Nihat arabayı ağaçların gölgesine park etmiş bana doğru geliyordu. Samimi bir kalbe sahip kardeşimin muhabbeti sözlerine ve musafasına yansıyordu...İki yıldan fazla devam ettiğimiz İ'rabu'l Kur'an derslerimizin halaveti sözlerimize yansıyordu.Bazı musadaka,mudarese ve musahabeler sadece bu dünyada yaşanmakla kalmaz ;aksine ahirete de saridir. Berzah meydanına teaddi ile ebedî alemde devam eder...İşte bizim dostluğumuz böyle bir dostluk, kardeşliğimiz de cennet kardeşliğiydi her yönüyle...

Arabaya atlayıp evin yolunu tuttum. Nihat da hemen arkamdaydı.Annemin evinin önünde durdurduk araçları. Nihat kardeşim nezaket ve letafetine ikramı da eklemişti. Tam hasat mevsiminde olan ve benim çok sevdiğim Malatya kayısı dolu kartonu uzattı" Hocam kusura bakma bu kadar getirebildik “. Büyük bir mahcubiyetle "Olur mu kardeşim daha 10 gün önce gönderdin ya! Niçin zahmet ettiniz!" diyebildim...

Hacı annem bir ay kadar önce femur kemiğindeki kırık yüzünden ameliyat olmuş, kırılan kemiğin yerine protez takılmıştı...Ben önde ,Nihat ,eşi ve kızı arkada kapının açılmasını bekledik bir müddet ...Ablam açtı kapıyı. Önce an emin yanına gidip elini örtüler, geçmiş olsun dileklerini ilettiler. Annem, görev yaptığım Darende'ye geldiği vakit bu aileyi tanıdığı için çok mutlu oldu.

Nihat ile hoş-beş halindeyken derunumdan gelen ilhama kayıtsız kalmadım. " Nihat kardeşim; vaktimiz var. Köyümüzün camisinde kılabiliriz cuma namazını. Hem de çocuklara biraz dondurma götürmüş oluruz!" teklifi yapmamı bekliyormuş gibi hızlıydı cevabı:"Haydi öyleyse kalkalım; oturmanın bir manası yok!"
A-101 'in ısrarla İsrail'e ait boykot ürünleri satması rahatsız ediyordu bizi. En iyisi BİM dedik. Karışık dondurmaları poşete doldurup vakit kaybetmeden köyün yoluna sürdük aracı. Mevsim hasat mevsimi olunca yollarda biçerler, buğday dolu kamyonlar, traktörler ve diğer tarım araçları eksik olmuyor. Nitekim biz de ağır-aksak Şatıroğlu ayrımına kadar gittikten sonra gaza basabildik...