BİRİNCİ DÜNYA  ŞAVAŞIN’ NDA ASKERLERİMİZİN DURUMU

Abone Ol

Bugün sizlere Felsefe ve Sosyoloji öğretmeni hemşerimiz Ramazan Çakır’ın Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçiş kitabında bugüne kadar kamuoyunca bilinmeyen Ruslara esir düşen Osmanlı askerlerinin belgelere dayanan içler acısı bölümünü buraya alacağım. Okuyunca sizde benim gibi çok üzüleceğinizi ve esir düşen o askerlerin acısını yüreğinizde hissedeceğinize eminim.

On bir ayrı cephede savaşmak durumunda kalan Osmanlı ordusu, yüz binlerce şehit ve yaralının yanı sıra çok sayıda esir de vermiştir. Sarıkamış harekatı başta olmak üzere, 1917 yılı sonlarına kadar Kafkasya cephesi’nde Ruslarla yapılan savaşlar sırasında esir düşen Türkler, Rus Çarlığının çeşitli bölgelerindeki esir kamplarına dağıtıldılar. Her an 10-15 bin esirin tutulduğu Hazr Denizindeki Nargin adası da bu kamplardan biriydi. Bu küçük adada tutulanlar yalnız askerler değildi. Rusların işgal ettiği Anadolu topraklarında esir edile siviller de buraya yerleştiriliyordu. Aşağıda Nargin Adasını ziyaret eden N. Nerimanov’un, 1917 yılında Bakü Hümmet Gazetesi’nde çıkan Türk esirleriyle ilgili bir makalesini okuyacaksınız: Keşke bu geziye gitmez olaydım. Keşke bir deri bir kemik bedenleri, fersiz gözleri, ah u zar eden bu insanları görmez olaydım. Keşke ,Efendim, su”, “Efendim ,yemek!”, “Efendim, giyece” sözlerini işitmez olaydım. Keşke; çıplak, dudakları soğuktan titreyen, yüzleri morarmış anasız babasız çocuklarla konuşmamış olaydım. Keşke hastanede , başları kerpiç üstünde can veren yiğitlere rast gelmemiş olaydım.Bin ikiyüz insan evladı şu anda ölüm nöbetinde bekliyor Altı bini de bu nöbete hazırlanıyor. Tifo mu, veba mı ya da bulaşıcı olmayan başka bir hastalık mı, bunları adaya kurban edecek olan acaba? Yok, Yok! Açlık susuzluk ve soğuk! Müslümanlar, “ Efendim su!...” diyerek gözlerinize baktığında, aslında demek istiyorlar ki, “Siz insan mısınız, bir insanlık duygusuna sahip misiniz, siz insan evladı mısınız, biz bu zavallı insanlara cevabınız nedir? “Size bakan, sizi düşünmeye çağıran bu gözlerde, bu sözleri okuyabiliyor musunuz? Okursanız yüreğiniz daralır, gözleriniz gayri ihtiyari yaşla dolar. Ben ağladım… Ben hastalık ve marazlar çerisinde kıvranan, duçar oldukları türlü türlü hastalıkların pençesinde inleyen insanların ah u zarlarını işitip, birçoğunun hayattaki son anlarına şahit olunca dayanamayıp gayri ihtiyari ağladı. Ağlamamak mümkün mü? Zamanında ana babasının göz nuru ve sonra çocukların nezdinde bir saygı abidesi ve daha snra da vatan kahramanı olan bir insandı. Şimdi iskeletler meskeni olan susuz bir cezirede can verirken, susuzluktan kuruyup yarılmış dilini çıkarıp diyor ki: “Efendim, su”!, “Efendim yemek!,”Giyecek! Bu gözyaşı döktüren cezire sizi bekliyor, size ümit bağlıyor. Emin olunuz, siz de benim gördüğümü görse idiniz ve elinizden bir şey gelmeyeceğini düşünseydiniz siz de benim söylediklerimi söylerdiniz: Keşke , bu geziye gitmeyeydim!

Kaynak: Akif Aşırlı-Nargin Sarıkamış- Kafkas Cephesi Esirlerin Dramı