Beytülmal Yöneticiye Emanet.

Abone Ol

Toplumsal hayatın en hassas dengelerinden biri, yönetenlerle yönetilenler arasındaki güven ilişkisidir.
Bu güveni kurmak kolay, kaybetmek ise bir o kadar zordur. Hele konu kamu kaynaklarıysa.
O bütçede tarlasında alın teri döken çiftçinin, sabahın erken saatinde işinin yolunu tutan işçinin, evine ekmek götürme mücadelesi veren esnafın hakkı vardır.
Umutla bakan gençlerin, gözü yaşlı yetimlerin ve kimsesizlerin de hakkı vardır.

Kamu kaynağının her kuruşu, aslında bir emanettir.
Bu emaneti yönetmek ise makam sahibi olmanın getirdiği bir ayrıcalık değil, ağır bir sorumluluktur.
Devletin malı, sahipsiz değildir.
Toplumda zaman zaman karşılaştığımız nasıl olsa devletin parası anlayışı, belki de kamu yönetimindeki en tehlikeli zihniyetlerden biridir.
Devletin parası diye bir para yoktur.
O para, milletin parasıdır.
Gereksiz yere yapılan her harcama, lüks için ayrılan her kaynak, verimsiz bir projeye aktarılan her kuruş, doğrudan ya da dolaylı olarak vatandaşın cebinden çıkar.

Bir makam odasındaki gereksiz gösterişin, bir araç filosundaki israfın, ihtiyaç olmadığı halde yapılan bir harcamanın bedelini aslında toplum öder.
Belki bir öğrencinin alamadığı eğitim desteğidir o para…
Belki bir ailenin sofrasına giremeyen bir aş…
Belki tedavi bekleyen bir hastanın ihtiyacıdır.
Belki de geleceğe umutla bakmak isteyen bir çocuğun hakkıdır.

Yönetici olmak, önce emanete sahip çıkmaktır
Bizim inanç ve kültür dünyamızda “beytülmal” kavramı boşuna bu kadar önemsenmemiştir.
Yönetici, devletin imkânlarını kendi imkânlarından daha titiz korumalıdır.
Kendi cebinden çıkacak bir kuruşu harcarken defalarca düşünen insan, kamu bütçesinden milyonlarca lira harcanırken aynı hassasiyeti göstermiyorsa burada ciddi bir vicdan problemi var demektir.

Asıl maharet çok para harcamak değil, sınırlı kaynağı en doğru yere harcamaktır.
Asıl başarı büyük ve gösterişli projeler yapmak değil, milletin gerçek ihtiyacını karşılamaktır.
Asıl prestij ise lüks makam araçlarında, gösterişli binalarda veya şaşaalı törenlerde değil, vatandaşın “Devlet benim hakkımı koruyor” diyebilmesindedir.

Her imzanın bir hesabı vardır.
Bir yöneticinin attığı her imzanın, onayladığı her harcamanın ve yönettiği her bütçenin arkasında bir kamu sorumluluğu vardır.
Bu nedenle her karar öncesinde çok basit ama çok önemli bir soru sorulmalıdır.
Bu harcama gerçekten gerekli mi?
Bir adım daha ileri giderek.
Bu kaynak daha faydalı bir yerde kullanılabilir miydi?
Bu harcamanın içinde tüyü bitmemiş yetimin hakkı var mı?

İşte bu sorular sorulmadan yapılan her harcama, sadece mali bir mesele olmaktan çıkar, vicdani bir meseleye dönüşür.

İsrafın bedelini en zayıflar öder.
Kamu kaynaklarında israf olduğunda bunun faturası çoğu zaman doğrudan görülmez.
Ama mutlaka bir yerde ödenir.
Bir okulun eksikliği olarak çıkar karşımıza.
Bir sosyal desteğin yetersizliği olur.
Bir yolun, bir sağlık hizmetinin, bir yatırımın gecikmesi şeklinde vatandaşın karşısına çıkar.
Çünkü kamu bütçesi sınırsız değildir.

Bir yere gereğinden fazla harcanan kaynak, başka bir yerde kullanılamayan kaynaktır.
Bu nedenle kamu yönetiminde tasarruf, sadece ekonomik bir tercih değil, aynı zamanda adalet meselesidir.

Milletin emaneti, millet için kullanılmalı.
Yöneticilik koltukta oturmak değil, emaneti taşımaktır.
Makamlar gelip geçicidir. Görevler biter, isimler değişir, koltuklar el değiştirir.
Geriye ise yapılan işler ve bırakılan izler kalır.
İşte bu yüzden kamu görevinde bulunan herkes şunu unutmamalıdır.
Devletin bütçesi, kişisel itibarın veya gösterişin aracı değildir.

Kamu kaynağı, milletin ihtiyaçlarını karşılamak, ülkenin geleceğini güçlendirmek ve toplumun refahını artırmak için vardır.
Şeffaflık, liyakat, tasarruf ve hesap verebilirlik birer tercih değil, kamu yönetiminin temel şartlarıdır.
Yöneticinin millete karşı sorumluluğu yalnızca kanunlarla sınırlı değildir.
Bir de vicdan vardır.
Ve o vicdan, bazen en ağır denetçidir.

Kamu malını korumak bir lütuf değildir.
Bu, yöneticinin asli görevidir.

Beytülmalın hesabı sadece bütçe kitaplarında değil, milletin vicdanında da tutulur.