BETON OKULLARDA SIKIŞAN NESİL !

Abone Ol

Çocuklarımızı nereye emanet ediyoruz, hiç düşündük mü?

Şehirlerin ortasında sıkışıp kalmış, beton bahçelere mahkûm edilmiş okullarda, enerjisini atamayan, oyun oynayamayan, nefes alamayan bir nesil yetişiyor.
Sabah girip akşama kadar dört duvar arasında kalan çocuklardan, sakin, üretken, saygılı ve dengeli bireyler olmalarını bekliyoruz.
Bu ne kadar gerçekçi?
Oysa çocuk dediğin koşmalı, düşmeli, kalkmalı.
Toprağa basmalı, ağaç görmeli, hayvan tanımalı. Sadece ders değil, hayat öğrenmeli.
Bugün birçok okulun bahçesi 500 ila 1000 metrekareyi geçmiyor.
O küçücük alanlarda yüzlerce öğrenci sıkışıyor.
Ne spor yapabiliyorlar ne de sağlıklı bir şekilde sosyalleşebiliyorlar.
Sonra dönüp bu çocuklar neden bu kadar agresif ?
diye soruyoruz.
Cevap aslında gözümüzün önünde.
Çocuk enerjisini atamazsa, o enerji bir yerde patlar.
Ya davranışlarına yansır ya da kendini dijital dünyaya teslim eder.
Bugün gelinen noktada çocuklarımızın büyük bir kısmı bilgisayar, telefon ve sanal oyunların esiri haline gelmiş durumda.
Çünkü gerçek hayatta alternatif sunamıyoruz.
Anne-baba çalışıyor, zaman yok.
Okul dar, alan yok.
Sokak güvenli değil, imkân yok. Geriye ne kalıyor?
Ekran.
Dünyanın birçok ülkesi çocuklarını dijital bağımlılıktan korumak için ciddi adımlar atarken, biz hâlâ sorunun büyümesini izliyoruz.
Üstelik bu sadece bir teknoloji meselesi değil, aynı zamanda bir kültür, bir aile ve bir gelecek meselesi.
Çözüm mü?
Belki de en başta eğitim anlayışımızı gözden geçirmek gerekiyor.
Okulları sadece ders yapılan yerler olmaktan çıkarmalıyız. Geniş araziler üzerine kurulu kampüslere dönüştürmeliyiz. İçinde spor alanları, sanat atölyeleri, yürüyüş yolları, kütüphaneler ve sosyal yaşam alanları bulunan kampüsler hayal değil, ihtiyaçtır.
Çocuk okulda sadece matematik öğrenmemeli, sabretmeyi, paylaşmayı, sporu, saygıyı, birlikte yaşamayı da öğrenmeli.
Ama mesele sadece fiziki şartlar da değil.
Bugün öğretmen sınıfta söz geçiremiyorsa, okulda disiplin sağlanamıyorsa.
Veli çocuğuna söz anlatamıyorsa orada ciddi bir otorite boşluğu vardır. Disiplinin olmadığı yerde eğitim değil, sadece öğretim olur.
O da eksik kalır.
Sokakta, okulda ya da sosyal medyada gençlerin kullandığı dili hiç duydunuz mu?
Küfür, hakaret ve saygısızlık artık sıradanlaşmış durumda. Bu tabloyu görmezden gelerek bir yere varamayız.
Şunu açıkça kabul etmeliyiz.
Çocukları sadece okula bırakarak yetiştiremeyiz.
Bu, aile, okul ve toplumun birlikte omuz vermesi gereken bir sorumluluktur.
Eğer biz çocuklarımıza gerçek bir hayat sunmazsak, onlar sanal olanı seçecek.
Eğer biz onlara alan açmazsak, onlar yanlış alanlarda kendilerine yer bulacak.
Ve eğer biz bugün bu gidişata DUR demezsek, yarın çok daha büyük sorunlarla karşılaşacağız.
Beton duvarların arasına sıkıştırılmış bir nesil değil, özgür, sağlıklı ve dengeli bireyler yetiştirmek istiyorsak, artık ezberleri bozmanın, Manevi ve Ahlaki değerlerin unutulmama zamanı gelmiştir.