ÂŞIK ÇOBAN İLE KIZILIRMAK DESTANI -16-

Abone Ol

Çobanın Vasiyeti

Yıllar geçti.
Çoban Abdullah yaşlandı, ama gönlü genç kaldı.
Bir gün dizinin dibinde gençler toplandı.
O da onlara vasiyetini söyledi:

“Evlatlarım, aşk insana verilmiş en ağır emanettir.
Onu sahiplenirsen yanarsın,
paylaşmazsan sönersin.

Kızılırmak gibi olun —
hem akan, hem affeden.
Bir gün her şey susar,
ama Allah’ın sevgisi susmaz.”

Gençlerden biri sordu:
“Peki efendim, sevda nedir?”
Çoban gülümsedi:
“Sevda, insanın Allah’a yürüyüşüdür.
Bazen bir gözle başlar, bazen bir ırmakla biter.
Ama sonu hep O’na çıkar.”

Nur’un Duası

Ağa’nın kızı, yani Nur, yıllar içinde bir bilge kadın oldu.
Anasının sabrını, babasının merhametini taşırdı.
Kızılırmak kenarında her sabah dua ederdi:

“Ya Rabbi, bizi ayırdığın gibi birleştir,
Gönüllerimize nur ver,
Çobanımızı, anamızı, ağamızı rahmetine al.”

Rüzgâr estiğinde, kaval sesi gibi bir melodi duyulurdu.
Köylüler derdi ki:
“Bakın, çoban yine kaval çalıyor.
Kızılırmak’tan sesi geliyor.”