ÂŞIK ÇOBAN İLE KIZILIRMAK DESTANI -13-

Abone Ol

Erenler Huzuruna Varış
Kızılırmak’ın suları yavaşça çekildi.
Irmağın üstünde sis gibi bir nur belirdi.
Bu nurun içinden üç siluet göründü:
Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Ahi Evran.
Kaval sesi hâlâ yankılanıyordu.
Çoban diz çöktü, başını önüne eğdi.
Ağa ise, gözyaşlarıyla nehre bakıyordu.
O an her şey sustu — yalnız hakikat konuştu.
“Dünya bir misafirhane,
Gönül bir mihraphane,
Kim aşkı ararsa bulur,
Kim nefsini ararsa kaybolur.”
Hesap Başlıyor
Erenlerden biri sordu:
“Ey âşık çoban, aşkınla kimi aradın?”
Çoban cevap verdi:
“Önce bir kızı aradım efendim,
ama sonunda kendimi buldum.
Kendimi bulunca, O’nu buldum.”
Hacı Bektaş tebessüm etti:
“İyi bil ki evlat,” dedi,
“gerçek aşk, Yaradan’ı yaratanda sevmektir.”
Ağa’ya döndü:
“Ey ağa, sen de sevmişsin,
ama evlatla imtihan olmuşsun.
Mal, makam, hırs perde olmuş sana.
Şimdi söyle, kalbinde hâlâ dünya var mı?”
Ağa ağladı, dedi ki:
“Yok efendim…
Ben aşkı malda aradım, bulamadım.
Ben aşkı insanda aradım, yandım.
Şimdi anladım, aşk ancak Allah’tadır.”
“Erenler dinledi, gönüller ağladı,
Kızılırmak coştu, suyu çağladı.
Her bir söz gönül kapısını araladı,
Çobanla ağa bir sırda buluştu.”