ÂŞIK ÇOBAN İLE KIZILIRMAK DESTANI -12-

Abone Ol

Ağa’nın Vasiyeti
Ağa artık yaşlandığını, vaktin yaklaştığını hissediyordu.
Bir sabah çobana dedi ki:
“Evlat, ben gidiyorum.
Sürüyü sana bırakıyorum,
kızımı da… Ama bil ki, o senin kardeşin sayılır.
Aşkın dünyada biter, ama gönülde kalır.”
“Çoban ağladı duyan da ağladı,
Ağa’nın gönlü sonunda rahatladı.
Kızılırmak şahit, suyu ağladı,
Gönüller bir oldu, aşk aralandı.”
O an Horan, aşkın şekil değil, hakikat arayışı olduğunu anladı.
Ağa’nın vasiyeti bir hikmetti:
“Gerçek aşk, bir gönülde Allah’a varmaktır.”
Suyun Şehadeti
Ağa son nefesini Kızılırmak kıyısında verdi.
Suya baktı, mırıldandı:
“Söz verdim, aşkı hakikatle tamamladım.
Ben bir çobandım, ağalık bana yük oldu.
Kızılırmak, şahit ol — ben aşkımı Allah’a teslim ettim.”
O an rüzgâr sustu, su durdu.
Gökyüzünden bir beyaz turna geçti.
Köy halkı, ağanın gidişini bir ermişin vedası gibi gördü.
Hakikatin Kapısı Açılırken
Çoban Abdullah, babasının kavalını aldı.
Kızılırmak kıyısında diz çöktü, kavalı üfledi.
Bu kez ezgilerde ne aşk vardı, ne dert.
Sadece teslimiyet vardı.
“Kaval susmaz, çünkü zikirdir.
Su durmaz, çünkü kaderdir.
Aşk bitmez, çünkü Allah’tandır.”
Ve böylece destanın ikinci perdeden ilahi perdeye geçişi başladı.
Aşk artık ne bir kadın, ne bir baba, ne bir oğul içindi.
Artık aşk, Allah’a dönüyordu.