Ahmet Mithat Efendi’nin Edebiyat Yazıları

Abone Ol

Daha önceki yazılarımdan biliyorsunuz ki Ahmet Mithat Efendi en sevdiğim yazarlarımızdan biri ve kendisini bir dede gibi görmekte, saygı duymakta, takdir etmekteyim. Bütün bir Tanzimat ve Servet-i Fünun devirlerini hatta Meşrutiyet devrinin de ilk yıllarını eserleriyle dolduran Ahmet Mithat Efendi’nin birden fazla sıfatı var: Gazeteci, hikâye ve roman yazarı, tarihçi, ilahiyatçı, felsefeci… O, bütün bu alanlarda ciltler dolusu eseri bulunan, edebiyattan coğrafyaya, müzikten dinler tarihine hemen her konuda kalem oynatmış bir gazeteci, bir ansiklopedist.

Batılılaşma devri Türk edebiyatının önemli bir temsilcisi olan yazarımız, 1870’ten 1912’ye kadar yazdığı hikâye, roman, tiyatro eserleri ve edebî, fikrî yazılarıyla halkın bilgi seviyesini yükseltmeye gayret etmiş. Yazarlık hayatı boyunca sosyal fayda prensibine bağlı kalan Ahmet Mithat Efendi, “Her şey asrın mizacına, istidadına göre olmak veyahut erbabının derece-i terbiyesine tâbi bulunmak zaruriyattandır” ilkesinden hareketle Tanzimat’ın ilanıyla memleketimize girmeye başlayan Batı kültürünü doğru biçimde anlatmaya, toplumu eğitmeye, halka faydalı olmaya çalışmıştır.

Türk edebiyatında modern hikâye ve romanın ilk temsilcilerinden biri kabul edilen Ahmet Mithat Efendi, aynı zamanda edebiyatla ilgili hemen her konuda müstakil yazılar da kaleme almış, birçoğunu kendisinin başlattığı kalem münakaşaları içinde bulunmuş, romanlarının mukaddimelerinde de görüş ve düşüncelerini açıklamıştır. Bütün bu yazıların bir araya getirilerek okuyucunun kolayca ulaşabileceği şekilde sunulması edebiyat tarihimiz açısından önemlidir.

KTB Kitabevi’ne göre; Bir Tanzimat dönemi yazarı olarak Ahmet Mithat Efendi, edebiyat teorisi, edebiyat tarihi ve eleştirisi ile ilgili bağımsız bir kitap yayınlamasa da edebî eserlerinde ve gazete yazılarında bu konuda önemli açıklamalarda bulunmuştur. Yazarın edebiyat teorisine ait görüşlerini; edebiyat, roman, tiyatro ve şiir olmak üzere dört başlık altında topladığımızda onun edebiyat konusunda Şinasi, Namık Kemal gibi çağdaşlarıyla benzerlik gösterdiğini görürüz. Edebiyatın halkın eğitimine öncelik vermesi ve toplumun ahlakına, milli değerlerine hizmet etmesi gerektiğini vurgulayan Ahmet Mithat Efendi, tüm bunların anlaşılır ve sade bir dille yapılmasını şart koşmuştur. Ahmet Mithat Efendi için edebiyat muhakkak hikmetten istifade etmelidir. (…) Estetik bir şiir zevkinden uzak bir şiir anlayışı olan yazarın amacı, burada da bilgili ve ahlaklı olanı ön plana çıkarmaktır. Ahmet Mithat, eski şiir geleneğimizin kalıplarından sıyrılmasını, yeni fikirlerine açık olmasını, kimsenin göremediğini gören, duymadığını duyan, malzemesini tabiattan ve varlığın kendisinden alan olmasını istemiştir. Ahmet Mithat Efendi, çalışmayı, okumayı kendisine düstur edinen biridir. Onun için bunun getirdiği maddi ve manevi kazanç da önemlidir. O eserlerinde hem Doğu kültür ve medeniyetini hem de Batı medeniyetini uzlaştırmayı bilmiş ve böylece devletin Tanzimat projesine içtenlikle hizmet etmiştir.

Dergâh Yayınları arasından çıkan “Edebiyat Yazıları I’de Tanzimat Edebiyatı’nın öncü isimlerinden Ahmet Mithat Efendi’nin farklı edebi türler, edebi kavgalar, tercüme faaliyetleri, eleştiri metinleri yer alıyor. Özellikle roman ve ahlâk üzerine olan yazılar dikkat çekiyor.

Birkaç alıntı;
“Kitap mütalaasından ol kadar lezzet alan adam vardır ki muntazam raflarda ve gözlerde kitapları sırasıyla yerleştirilmiş olan bir kütüphaneye girdiği zaman kendisini erbab-ı fazl u kemalin hep bir araya toplanarak akdetmiş oldukları bir bezm-i irfana girmiş kıyas eder. Gündüz akşama kadar ve gece sabaha kadar kütüphanede kalmış olsa canı sıkılmaz. Fakat biz diyoruz ki erbab-ı mütalaadan bu kabil zevat biraz nadircedir.”

“Hülya-yı beyhude ile heyulayı göreceğim diye tavana bakmaktan kitaba bakmak evladır.”

“Şiir eğer hikmet olursa hikem-amuz-ı dehrin o da mabihi’l-iştigali olur. Hikmet olmazsa lehv ve lu’b menzilesinde kalıp hikmetperest olanların nim-nigahlarına bile mazhar olamaz.”

“Şairlik denilen şey sarhoşluktan başka hiçbir şey olmadığını cihan görmüş olduğu gibi biz de görmüşüzdür. Şairin elinden kadehini alınız! Dilsizdir diye ensesine şamarı vura vura kovunuz. (…) Fikir olmazsa sakamet ve istikamet dahi olmayacağı bedihidir. (…) Bildiğimiz bir şey varsa manasız, hikmetsiz saçma sapan söz söylemek için şair olmak lazım geldiğinden ibarettir. Aman yarabbi! Düşünmeliyiz, acımalıyız, ağlamalıyız ki en büyük şairimiz olan zevatın bir gazelini Osmanlıcadan başka bir lisana tercüme etsek, bize kimler gülmezler? Meyyitler mi gülmezler? Kediler mi gülmezler? Şüphe etmeyiniz ki tavşanlar bile gülerler. Hele bir gazel-i üstadaneyi diğer birisi acz-i tilmizanesi ile tahmis dahi ederse, şu ağustos sıcağında tahta kehleleri bile gülerler.”

“Kadınlar olmasa bir millette edebiyat-ı aliye yetişemez demek ve hele kadın “bizzat şiirdir” diye hüküm eylemek belki Fransızca muvafık düşşe bile Osmanlıca böyle hayalat pek soğuk pek yanlış pek yavan görülür. (…) Abdülhak Hamit Beyefendi kadını büyülte büyülte uluhiyet derecesine çıkarmış. Vay o erkeğin başına ki böyle bir kadına kocalık edecektir! Bir misillü asarı kimse hanesine sokmamalıdır. Kamilen ateşe atmalıdır.”

Öztürk’e göre; Kitap, Tanzimat'la birlikte hayatımıza giren birtakım edebî türlerin nasıl şekilleneceğini, devrin kalem kavgalarını ve tartışmalarını, Mithat Efendi'nin tercüme faaliyetlerinden, tiyatroya ve roman teorisine dair görüşlerine, akrabadan bazı isimlerin edebiyat dünyasındaki varlıklarına kadar pek çok meseleyi bize sunuyor. Bunlardan ilki, hayatını yazmaya adamış bir sanatkârın dile ve üsluba bakışında karşımıza çıkıyor. Yazı dünyayı sade bir dille kurmalıdır. Bir eser Türkçe'ye çevrilirken dilde tasarrufa gidilmeli, Efendi'nin ifadesiyle “harfiyen” olmamalıdır. Bugünün tabiriyle motomot çeviriden kaçınılmalıdır. Harfiyen çeviri Türkçe'ye frenk kokusu verir. Güzel Türkçesiyle: “Her lisanın kendine mahsus bir şivesi olmak itikadında sabit olduğumuzdan harfiyen tercümede inatla güzel lisanımıza Frenk kokusu vermeyi tecviz etmiyoruz.” Bir başka yazısından: “Dünyada en lezzetsiz ve tuzsuz şeylerden birisi de Çin memalikini tefrik eden büyük duvarlar kadar şive-i lisanca fark bulunduğu hâlde harfi harfine tercüme etmektir.” (…) “Roman ve Hayat”ta gündelik bir meselenin bir romana nasıl malzeme olabileceğini anlatır. “Vukuat-ı umumiyeden her biri hakikaten bir büyük romandır” der ve cinai bir hadiseden haber veren bir gazetenin söylediklerini önünü ve ardını doldurarak nasıl roman konusu hâline getirebileceğini tartışır. Midhat Efendi'nin bunca anlatmaya dayalı zihninin önemli kaynaklarından biri gazete havadisleridir. (…) Onun bazı fikriyatına karşı çıktığı isimlerden biri de J. J. Rousseau'dur. Genel maarifin ahlakî faziletleri hiçbir zaman tesiri altına alamayacağı görüşünü, Midhat Efendi “Mütenevvia” yazısı ile tahlil eder, dünyanın farklı coğrafyalarında hükümlülerin kültür seviyelerine istinaden yapılan istatistikleri göz önüne alır, nihayetinde ilmin kişiyi ahlaken yücelteceği kanısına varır. (…) “Tiyatro Nasıl Yazılır” ve “Mütennvia: Tiyatro Tarihi” başlıklı metinleri olmak üzere tiyatroya dair önemli teklifler geliştirmiştir. Onun Türk tiyatro edebiyatının birkaç yönüyle dikkate değer oyunlarından olan Çerkes Özdenleri'ne dair uzun uzadıya mütalaalar yürüttüğü de görülür. (…) Recaizade Mahmud Ekrem'i savunmasından, Dekadanlar tartışmasını ateşlemesine, Muallim Naci ve taraftarlarının kendisine dair yürüttükleri taarruza kadar pek çok tartışmanın içerisinde olmuştur. Servet-i Fünun edebiyatının, hakikatten uzak, melankolik ve samimi olmadığına dair eleştirilerini de sakınmamıştır. Nitekim Mehmed Celal'i kalemine doladığı bir yazısında Celal'in “Gel! Nerdesin ey mezar nerede?” mısraını “Beyefendi'nin önünde mezar açılıp da 'İşte buradayım, gel!' diyecek olsa bir zamanki oduncu gibi karşısına çıkan ölüme hiç olmazsa, 'Şu yükü arkama kaldırıver diye seni çağırdım' diyecek kadar da hazır cevap edemeyerek 'Anneciğim! Anneciğim!' diye soluğu aguş-ı maderde alacaktır.” sözleriyle alaya almaktan zerre tereddüt göstermez.
Ahmet Mithat Efendi’nin edebiyata dair fikir ve eleştirilerini, kendi ağzından ve onun nükteli anlatımları ile okumak benim için çok keyifli oldu. Halen okuyacağım çok sayıda romanı ve felsefi, dini eserleri sırada bekliyor. Tadını çıkara çıkara, hazmede hazmede devam etmek istiyorum Ahmet Mithat dedemin/dedemizin eserlerinin, üretimlerinin okunmasına. Geçen yaz mezarını ziyarete Fatih Camii’ne ve bir romanının başlangıcının geçtiği Öreke Taşı’nı görmeye İstanbul Boğazı’nın Karadeniz’e ulaştığı noktaya gittiğimi söylesem beni daha iyi anlarsınız diye düşünüyorum. Vatanını, milletini, tarihini, edebiyatını, sanatını seven herkesin ısrarla iyi birer Ahmet Mithat Efendi okuru ve hayranı olmasını öneriyorum/diliyorum. Hace-i Evvel’i, Yazı Makinesi’ni, Türk Tolstoy’uu bir an önce tanımanızı, hemhal olmanızı dilerim efendim.