1071’de Sultan Alparslan’la birlikte Anadolu’nun kapıları Türklere açıldı.
Ancak Anadolu’ya gelen Türkler yalnızca yeni bir coğrafyaya yerleşmediler; beraberlerinde bir medeniyet anlayışı, bir ahlak ve bir hayat nizamı da getirdiler.
Anadolu’da yaşayan toplumlarla iç içe yeni bir hayat kurmaya başlayan Müslüman Türkler, İslam’ın Kuran ahlakını hayatın her alanında görünür hâle getirdiler.
Selçuklu coğrafyasında yalnızca devlet kurmadılar; aynı zamanda şehirler kurdular, eğitim kurumları oluşturdular, ilimde, sanatta ve teknolojide ilerlemeler gerçekleştirdiler.
Anadolu şehirlerinde ilim medreseleri yükseldi.
İmalat yerleri, Köprüler, hanlar, kervansaraylar ve ticarethaneler inşa edildi.
Ticaret yolları canlandı. Üretim gelişti.
Esnaf ve sanatkârlar örgütlendi.
Ve bütün bunların merkezinde ahlak vardı.
Çünkü Anadolu’nun İslamlaşması sadece fetihlerle değil, güzel ahlakla, adaletle, üretimle, paylaşmayla ve insanı merkeze alan bir anlayışla gerçekleşti.
Bu anlayışın en önemli kurumlarından biri de Ahilik teşkilatı oldu.
Sermayenin değil ahlakın öncülüğünde.
Ahi Evran-ı Veli, emeği ahlakla, üretimi kaliteyle, ticareti dürüstlükle ve kazancı paylaşmayla bütünleştiren Ahilik anlayışına öncülük etti.
Ahilik yalnızca bir esnaf teşkilatı değildi.
İlimi, irfanı, meslek terbiyesini, dayanışmayı ve ahlakı bir araya getiren bir hayat anlayışıydı.
Kırşehir’de kurumsallaşan bu anlayış, asırlar boyunca esnaf ve sanatkârların yanı sıra ticaret hayatına ve toplumsal dayanışmaya da yön verdi.
Ahilik davulla, zurnayla, protonla kutlanan bir sembol değildi.
Ahi, sadece mal üreten veya satan insan değildi.
Ahi, ahlak üreten insandı.
Üretici ile tüketiciyi korurdu.
İşveren ile çalışan arasında adaleti gözetirdi.
Kalitesiz malı, hileli satışı, yalanı ve sahtekârlığı kabul etmezdi.
Müşteriyi kandırmayı ticaret değil, ahlaksızlık sayardı.
Esnafın sermayesi yalnızca para değildi.
Güven, itibar, dürüstlük ve helal kazançtı.
Bugün Kırşehir’de Ahilik Haftası’nı kutlamaya hazırlanıyoruz.
Meydanlarda törenler yapıyoruz.
Protokoller oluşturuyoruz.
Konuşmalar yapıyor, davullar çalıyor, halaylar çekiyoruz.
Ahi Evran’ı anıyor, Ahilikten söz ediyoruz.
Peki, bütün bunların ötesinde kendimize şu soruyu soruyor muyuz?
Biz Ahiliği gerçekten yaşıyor muyuz?
Yoksa Ahilik sadece isminde ve törenlerinde kalan bir kavrama mı dönüşüyor?
Çünkü Ahiliğin merkezinde ahlak vardı.
Bugün ahlak siyasi hayatın seçilmişlerin ve ticari hayatınızın neresinde?
Ahilikte devletin adaleti ahlaktı.
Bugün ahi gibi gözükenlerin ahlakı ahiye uyuyor mu?
Ahilikte üretimin mayası ahlaktı.
Bugün üretimin mayası nedir?
Ahilikte işçinin, çalışanın hakkı korunurdu.
Bugün çalışanın hakkı gerçekten korunuyor mu?
Ahilikte tüketicinin hakkı gözetilirdi.
Bugün tüketici kandırılmadan, yanıltılmadan, hakkı korunarak alışveriş yapabiliyor mu?
Esnafımızda, tüccarımızda, üreticimizde Ahilik ahlakını ne kadar görebiliyoruz?
İşveren ile çalışan arasında sadakat ve güven ne kadar kaldı?
Bugün kapitalizmin bacalarından yükselen dumanın içinde yalnızca sanayinin izi yok.
Sermaye, insanı zenginleştiren bir araç olmaktan çıkıp insanı kendisine hizmet eden bir unsura dönüştüğünde sorun başlıyor.
İşçi, patronun servetini büyüten bir araç hâline geliyorsa; emeğin karşılığı hakkaniyetle verilmiyorsa; çalışan sürekli daha fazla üretmeye zorlanırken kazançtan adil bir pay alamıyorsa burada Ahilikten söz etmek mümkün müdür?