Toplumun en değerli sermayesi paradan önce güvendir.
Güven varsa insanlar yardım eder, elini taşın altına koyar, zor günde hiç tanımadığı bir insanın yarasını sarmak için cebindeki son parayı bile bağışlar.
Ancak güven sarsıldığında kaybeden sadece bir kurum değil, yardıma muhtaç binlerce insandır.
Son günlerde kamuoyuna yansıyan iddialar, sosyal medyada büyük yankı uyandırdı.
Bir dönem özellikle deprem felaketinde milyonlarca vatandaşın destek verdiği bir sivil toplum kuruluşunun yöneticisi hakkında ortaya atılan kumar, bahis, yüksek borç ve mali usulsüzlük iddiaları, toplumda derin bir hayal kırıklığı oluşturdu.
İnsanların yardım etme duygusu, kişisel çıkarların malzemesi hâline gelmemelidir. Bir vatandaş bağış yaparken, verdiği paranın ihtiyaç sahibine ulaşacağına inanmak ister. Eğer bu inanç zedelenirse, bir sonraki felakette yardım eli uzanması gereken insanlar bunun bedelini öder.
Ne yazık ki ülkemizde zaman zaman "ahbap-çavuş" ilişkilerinin kurumsal yapıların önüne geçtiğine dair tartışmalar yaşanıyor.
Oysa yardım kuruluşları, hiçbir kişi ya da grubun değil, toplumun ortak vicdanının temsilcisidir.
Bu nedenle yöneticilerinin hesap verebilirliği, şeffaflığı ve örnek davranışları tartışmaya yer bırakmayacak kadar güçlü olmalıdır.
Bugün yaşanan tartışmalar, yalnızca bir kurumun değil, yardım kültürünün de sorgulanmasına neden oluyor. Güven bir kez kırıldığında yeniden inşa edilmesi yıllar alır.
Yardım kuruluşlarının en büyük sermayesi topladıkları bağış değil, milletin onlara duyduğu güvendir.
O güveni korumak ise herkesin ortak sorumluluğudur.